operations

Müşteri Odaksız Üretim

4 Mart 2018·3 DK OKUMA

Kodak dijital fotoğrafı icat etti, sonra rafa kaldırdı. Müşteri odaklılığının görünmez tavanı neden en iyi şirketleri bile tutsak eder? Christensen, Ford, Dyson ve Blockbuster üzerinden bir inovasyon analizi.

İnovasyonİş StratejisiDisruptif İnovasyonChristensenStratejiOperasyon

1975 yılında Kodak'ın bir mühendisi, şirket tarihinin belki de en değerli icadını geliştirdi: dijital fotoğraf makinesi. Steve Sasson adındaki bu mühendis, 0.01 megapiksel çözünürlükte ilk dijital görüntüyü kaydetti ve sonucu yönetim kuruluna sundu. Tepki beklenmedik bir biçimde netti: "Bunu kimseye söyleme."

Kodak müşterilerini çok iyi tanıyordu. Film istiyorlardı. Film satın alıyorlardı. Kodak da bu isteği karşılamak için her kaynağını o yöne harcıyordu. Yirmi yedi yıl sonra Kodak iflas başvurusunda bulundu. Dijital fotoğraf icadını da beraberinde götürdü.

Bu yazı tam olarak bu paradoks üzerine.

Müşteri odaklılığın görünmez tavanı üzerine bir not
Müşteri odaklılığın görünmez tavanı üzerine bir not

İnovasyon Müşterinin Gündeminde Değildir

"Müşteri" kelimesi nakit akış döngünüzde bir yere oturuyorsa, büyük ihtimalle etrafınızda şu fikir dolaşıyordur: müşteriyi dinle, müşteri velinimettir, müşteri memnuniyeti her şeyin önünde.

Yanlış değil. Müşteri odaklı büyüyen kurumlar gerçekten güzel noktalara ulaşıyor; hata oranları düşüyor, sadakat artıyor, süreçler olgunlaşıyor. Müşteri sesi bir organizasyonu şekillendirmenin en güvenilir yollarından biri.

Ama bu yaklaşımın görünmez bir tavanı var.

Harvard'lı strateji profesörü Clayton Christensen onlarca şirketi inceleyerek bunu ortaya koydu. Yıkıcı inovasyonların büyük çoğunluğu, müşteri şikâyetlerinden değil — müşterinin henüz fark etmediği bir boşluktan doğuyor. Dahası: mevcut müşterilerine en çok kulak veren şirketler, yeni dalganın gelişini en geç fark edenler oluyor. Christensen buna "yenilikçinin ikilemi" dedi.

Talep yokken arz yaratmak, tanımı gereği müşterinin gündeminde yer almıyor.

Ford, Jobs ve Dyson Haklıydı

Henry Ford'un sözü bu farkı fazla açıklamaya gerek bırakmıyor:

"Eğer insanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı atlar istediklerini söylerlerdi."

Steve Jobs için de aynısını söyleyebiliriz. Bize sorsaydı, o dönemde daha küçük telefonlar isterdik. Ama bu insanlar bize sormadılar — odaklarına müşteriyi değil, gördükleri boşluğu koydular.

James Dyson da öyle. 1970'lerin sonunda bir fabrikayı ziyaret ederken talaş emme sisteminin verimini izledi. Eve döndüğünde kendi süpürgesinin torbasını kesti ve yerine küçük bir siklön bağladı. Kimse "torbasız süpürge istiyorum" dememiş, kimse bu ihtiyacı dile getirmemişti. Dyson 5.127 prototip sonra bir kategori icat etti. Bugün yalnızca süpürge değil, saç kurutma makinesi de yapıyor — müşterinin o kategoride henüz olgunlaşmamış beklentisine yanıt değil, yeni bir soru üretiyor.

Müşterinin bildiği şeye yanıt vermek enerjinizi tüketir. Müşterinin henüz sormadığı soruya yanıt üretmek ise sizi başka bir ligeye taşır.

Müşteri Memnuniyetinin Görünmez Tavanı

Bu iki bölümün ortak noktası şu: her iki şirket de mevcut müşterisini iyi tanıyordu. Sorun, bu iyi tanımanın onları körleştirmesiydi.

Kodak'ın hikâyesinde asıl trajik olan şu: dijital fotoğrafı onlar icat etti. Ama kendi icatlarını rafa kaldırdılar, çünkü mevcut müşterileri fotoğraf filminden memnundu.

Blockbuster da benzer bir tuzağa düştü. Müşterilerinin en büyük şikâyeti geç iade cezasıydı — haklı bir şikâyetti — ve yıllarca bu sorunu çözmeye çalıştı. Ama kimse Blockbuster'a "evde dijital yayın aboneliği istiyorum" demiyordu. Netflix o soruyu sormadan önce o kapıyı açtığında, Blockbuster hâlâ mevcut müşterisini memnun etmeye çalışıyordu. 2010'da iflas etti.

2022'nin sonunda OpenAI, ChatGPT'yi piyasaya sürdüğünde kimse "yapay zeka ile her konuda yazışmak istiyorum" dememişti. Müşteri araştırması yapılsaydı, belki daha iyi bir arama motoru çıkardı. Sam Altman ve ekibi müşterinin gündemini değil, kendi tezlerini takip etti. İlk haftada bir milyon kullanıcıya ulaştı — çünkü ihtiyacı biz henüz bilmiyorduk.

"Yıkıcı" olarak nitelendirilen girişimler tam da bu soruyu sormaktan başlıyor: "bu sektör aslında hiç sorulmamış hangi soruyu taşıyor?"

Bu soruyu sormak için önce bir şeye ihtiyaç var: müşteri memnuniyetini tek başına yeterli görmemek.

Pazar içinde var olmak için müşteriye odaklanmak şarttır. Ama o kazancın tamamını yeniden müşteriyi memnun etmek için harcamak, sizi aynı döngüde tutar. Bir gün birisi gelir, soruyu baştan yazar ve siz kendinizi "müşterilerimi çok iyi tanıyordum" diye düşünürken kapıyı kapatmak zorunda kalırsınız.

Çeviklik ve öngörü arasındaki bu gerilimi farklı bir açıdan ele aldığım yazı: Büyüyen Çeviklik Daha Keskinleşen Öngörüye Karşı.

Gelirinizin ne kadarını henüz var olmayan bir şeyi inşa etmek için ayırıyorsunuz?