İnanç her birey için farklıdır. Bu yüzden din adına değil, insan adına konuşmak istiyorum. Şundan emin olabiliriz: her inancın özünde insan sevgisi var. Sıkıntı kısım şu ki, bu özü es geçmek mümkün — o zaman geriye ne kalıyor?
Herkes Kendi Haklılığının İçinde
İnsanlarla konuşmayı hep sevdim. Farklı hayatları ve dünyaları anlamaya çalıştım. Dinlemek, sormak ve gözlemlemek anlama yöntemlerim oldu. Bir noktada şunu fark ettim; herkes kendi doğrusunun içinde yaşıyor. Herkes, kendi penceresinden bakınca tutarlı ve haklı.
En başında bu düşünce insanı rahatsız edebilir. Sayısız kötülüğün olduğu bu dünyada herkesin kendisini haklı görmesi ve gerçekten onların bakış açısından haklı olmaları kolay kolay sindirilebilecek bir şey değildir.
Empatiyle yaklaşıldığında, sizi en çok rahatsız eden insanlar bile aslında kendi mantıklarında tutarlıdır. Bu bakış açısı kızgın olduğunuz kişiler için yaşadığınız kızgınlık duygusunun ekseninde kayma oluşturuyor. Eksen kayması sonusunca size göre kötülük yaptığını düşündüğünüz kişi hakkındaki duygularda değişim oluyor. Tabi ki bir anda onu anlamaya ve sevmeye başlamıyorsunuz. Fakat nefretten de arınıyorsunuz. Bu da sizi huzura ulaştırırken aslında o kişi için de dönüşüme dair atılmış bir adım oluyor. O hiç bir şey yapmasa bile sizin ona olan bakışınız değişince, her şey değişmeye başlıyor.
İşte bu noktada inanç devreye giriyor. İnanç, empatiyi daha derin bir zemine oturtuyor — karşımdaki insanın bu dünyada neden var olduğuna dair daha büyük bir anlam sunuyor.
Her Yaratılmışta Bir İz Var
Neye inanırsanız inanın, karşınızdaki insan bir şekilde bu dünyaya geldi. Ve eğer bir Yaratıcıya inanıyorsanız, o insan O'nun eseri.
Allah Kur'an'da şöyle buyuruyor:
"O, yarattığı her şeyi en güzel biçimde yaratandır." (Secde, 7)
Sadece güzellikleri değil — her şeyi. Her cisim, her an, her olay, her insan bu cümlenin içinde.
Yaratılan her şey Yaratıcı'sından bir iz taşır. Kimi fayda vermek için gelir, kimi fark ettirmek için — ama her gelen O'ndan gelir. O'ndan gelen de özünde hayırdır. Bu sebeple yaratılan her şey sevilmeye layıktır; yaratılanı sevmek, Yaratanı sevmenin başka bir yoludur.
"Yaradılanı severiz, Yaradandan ötürü..." — bu söz boşuna asırlarca taşınmadı.
İnsanlığı Seçmek
Kur'an, insanı şerefli kılınan olarak tanımlıyor:
"Andolsun biz, Âdemoğullarını şerefli kıldık." (İsra, 70)
Şeref bir armağan, aynı zamanda bir sorumluluk.
İnsan, bir parça altın için çamura giriyor. Petrol için yerin dibini kazıyor. Kayıp hazineler için nefes alamadığı okyanuslara dalıyor. Ama bir başka insanın hayatındaki güzelliği görmek için aynı sabrı gösteremiyor; ilk zorlukta geri çekiliyor.
İyiyi sevmek kolaydır. Zor olan, anlamadığınız, hatta rahatsız olduğunuz insanı da sevebilmektir. Herkes bu zorluğu göğüslerse, geriye kötülük için pek az yer kalır. Albert Einstein'ın dediği gibi, dünyayı kötü yapan şey kötülüğün kendisi değil; kötülüğe seyirci kalanlar. Seyirci olmamak ise en başta sevgiyi seçmekle başlar.
İnandığınız Yaratıcı o kişiyi yarattıysa, o kişi sevilmeye layıktır — sizi yaratan tarafından yaratıldığı için. Bu, inancı olan için bir sorumluluk; inancı olmayanlar içinse insanlığa verilebilecek en güzel cevap.
Hatırlayın, hatırlatın.
