60 Günde Devr-i Nokta

60 Günde Devr-i Nokta
60 Günde Devr-i Nokta

Mart ayının ikinci haftasında işimden ayrıldım ve üçüncü haftanın pazartesi gününde yeni işime başladım. Bu geçiş bir ay öncesinden karar verilmiş ve planlanmıştı. Henüz Türkiye’de korona konusu bugünkü kadar büyük bir dert değildi. Ancak yine de vaka sayısı 47’yi görmüştü. Bir vatandaşımız da vefat etmişti. Yani hafif bir hareketlenme başlamıştı.

İkinci günümde şirket büyük oranda kısmi evden çalışma modeline geçiş yapacağını duyurdu. Ben de henüz insanları dahi tanımadan ikinci günün sonunda bilgisayarımı topladım ve eve öyle geldim. O günden beri de tam iki aydır evdeyim.

Evden çalışmak farklı bir hissiyat. Hele ki fiziksel ofis ortamını tanımadan, insanlarla uzaktan uzağa tanışmak, anlaşmaya çalışmak ve kendini tanıtmak tarifi zor deneyimler. Sadece bunları içeren bir yazı yazacağım fakat bu yazı evdeki çalışma zamanını değil, geri kalan zamanı ele alıyor. Bir ilçe sınırlarında geçen altmış günü anlatıyor. Serviste geçmesi planlanan günlük üç buçuk saati ele alıyor.

Gelen Fazla Zaman

Dediğim gibi, yeni işimde yol süremin ortalama üç buçuk saat olmasını planlıyordum. Önceki işimde de ilk başladığımda bunun gibi bir süre vardı fakat evlendikten sonra çalıştığım yere yakın bir konuma taşındığım için yol süresi toplamda kırk dakikaya filan inmişti. Ancak gelin görün ki, yeni iş çok ters yerde. Yani yine yollara düşecektim.

Gelen Fazla Zaman
Gelen Fazla Zaman

Fakat bu uzun yolu sadece iki gün gördüm. Bu sebeple bana kalan zaman otomatik olarak üç buçuk saat arttı. Sonraki günlerde bu saatlerin bir kısmı uyku süreme dahil oldu. Tahmin ediyorum ki benim gibi tamamen ya da kısmi olarak evden çalışma modeline geçen herkes için kazanç durumu böyledir. Kazanılan dakikalar ilk olarak uykuya verildi.

İlk günlerde bir iki kere akşam dışarı çıkıp yürümeye çalıştık fakat tenha sokaklar bizi eve kilitledi. Eldeki zaman sadece evde olabiliyordu.

Bir hafta sonunda artık vücut uykuya da doymuştu. Zaman artık daha verimliydi. Servisle eve döndükten sonra sahip olunan iki saat ile evden çalışma şeklinde mesai sonrasında sahip olunan dört saat arasında iki değil; en az dört kat fark vardı. Yani o yorgunlukla iki saati yarım saat gibi geçirecektim belki. Ama evdeyken mesai bitmesi demek, bir dakika sonra evdeyim demekti. Yolun stresi ve mide ağrısı da yoksa elde edilen zaman daha bereketli demekti.

Kullanılan Fazla Zaman

Dışarı çıkmıyoruz. İşe git gel süresi yok. Uykular daha verimli. Akşamlar daha uzun. Zaman bollaşmıştı bir anda.

Yapmak istiyorum ama bir türlü vaktim olmuyor, dediğim ne varsa denedim neredeyse. Kitap okudum, yazı yazdım, kurgu yazdım, çizim yaptım, yeni teknikler öğrendim, makaleler okudum, eğitici videolar izledim, dizi-film izledim, bilgisayar oyunları oynadım, mutfakta saatler harcadım, evin çeşitli yerlerinde çeşitli değişiklikler yaptım, bitkilerle ilgilendim

Şuan hepsini sayamıyorum belki ama zaman öyle boldu ki, çok şey yaptım. Çoğundan yine hemen sıkılıp bir sonrakine geçtim. Hiç el yatkınlığımın olmadığını düşündüğüm bazı özelliklerimi keşfetmem konusunda bu dönem bana baya faydalı oldu. Yazmak, okumak gibi gerçek tutkunu olduğum uğraşlar zevkle devam ediyor hala. Fakat hepsinden öte bir şeyi özledim; yürüyüş yapmak.

Devr-i Nokta

Jules Verne’nin herkesçe bilinen kitabını hatırlarsınız. 80 günde bir şekilde dünyayı gezen Phileas Fogg, bana da bir ironiyi fark ettirdi. O kitaptan bugüne neredeyse 150 yıl geçti. Teknolojinin geçirdiği evrimleri saymıyorum bile. Fakat bırakın Alemi gezmeyi, 60 gündür bir nokta çevresinden ayrılamıyoruz. Muhtemelen 60 günler 80 de olacak ve biz hala nokta çevresinde olacağız.

Eskiden akşamları Tuzla’nın sahiline doğru yürürdük eşimle. Dümdüz aşağıya iner, maviliği görünce biraz durup izler, sonra da denize paralel, yürümeye devam ederdik. Fakat o keyfi gidişler bitti.

Ramazan ayının en büyük neşesi ve eğlencesi öncesindeki alışverişi, içindeki kalabalık sofralar ve sonrasındaki bayramdı heyecanıydı. Fakat o duyguları da yaşayamadık bu sefer.

En Uzak Market

Haller böyle olunca vicdanımız sadece market için çıkınca adım atıyorduk. Gerçi eşim karantina sürecinde başladığı yeni işine gitmesi gerektiği için o otobüse de atım atıyordu fakat genel manada keyfi adımlar yoktu.

Biz de en uzak marketi seçmeye başladık. Aslında evimizin altında bir market olmasına rağmen, birkaç sokak ötedeki marketin daha iyi olduğunu kendimize söyleyip oraya gittik. Bu bile bizi mutlu etmişti.

Uzak Eczane

Geçen gün bir ilaç almamız gerekti. Aslında sadece birimiz gidebilecekken sokağa çıkma kısıtlamasına gireceğimiz için ikimiz de çıktık. Aynı market gibi uzak bir eczane seçtik. Maskelerimizle eczanede işimiz bitince, evde olacağız dört gün, biraz bacaklarımızı açalım, kimse yok, dedik ve eve de hafif dolaşarak gitmeye karar verdik.

Hafif dolaşacağız derken, yürürken sohbetin de etkisiyle kendimizi sahilin yolunda bulduk. Biraz insanlarla doluydu. Markete girip çıkan insanlar, minibüs bekleyen topluluk filan bir akış vardı. E, buraya kadar gelmişken bir denizi görelim, dedik ikimiz de.

İki sokak daha geçtik ve korka korka sahile doğru yürüdük. Neredeyse kimse yoktu. Sanki ben mavi rengi görmeyeli deniz bir başka mavi olmuştu. Maskeyi hafif araladım ve ötelere bakarak derin bir nefes aldım. Denizin, ağaçların kokusu daha bir dolu doluydu. Baktım bir süre ve içimde bir huzur ile maskemi geri takıp eve doğru çevirdim rotamı.

Tuzla’da Gün Batışı
Tuzla’da Gün Batışı

Özlenenler

Gerçekten deniz, ağaçlar mı daha farklı kokuyor yoksa ben daha dinlenmiş olduğum için mi bana öyle geliyor, bilmiyorum. Aslında çok önemli değil şu noktada. Çünkü her şekilde bu aralar erişim kısıtlı.

Evde olmak çok şey katıyor insana. En çok da kendimize ait zamana sahip olamanın ne demek olduğunu unuttuğumuzu, fark ettiriyor bence. Zamansızlıktan sızlandığım onca şey vardı, her birini denedim. Ancak hiç birinin hazzı, denizin kokusunu geçemez.

Kendimiz için yaşamak unuttuğumuz bir şey, hatırlamak ve hatırlatmak ümidiyle.

Keyifli yaşamlar,

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*