EBEVEYNLER İÇİN ÜNİVERSİTE TERCİH REHBERİ, 2019

Geçtiğimiz hafta içinde üniversite sınav sonuçları, ÖSYM’nin bir gece yaptığı sürprizle açıklandı. Çok geciktirmeden de bir tercih kılavuzu yayınlandı ve 23 Temmuz’a kadar adaylara kılavuzu inceleyip araştırmalarını yapmaları için zaman tanıdı. Ardından gelen 6 günlük süre içinde adaylar sisteme tercihlerini yükleyecekler ve yine stresli bir bekleyiş başlayacak. Kimileri kendisinden oldukça emin ve daha az stresli olurken, bir kesim de stresi zirvede yaşarken hayatının kalanını şekillendirecek seçimin sonucunu bekleyecek.

ÖSYM tercihler yapılırken yardımcı olması amacıyla bir dizi kılavuz yayınlamış durumda. Bunlardan ikisi Tablo3 ve Tablo4 bölümler, kontenjanlar, geçen senenin puanları hakkında bilgi verirken; genel süreci anlatan bir kılavuz ve sayısal verileri gösteren bir dosya da mevcut.

SAYISAL VERİLER

Sayısal verilere şöyle hızlı bir bakış attım ve birkaç veriyi paylaşmak istedim.

Bu yıl sınavı başarılı sayılan 2.390.188 aday var. Bu adayların sadece %39,34’ü sayısal puanlama türünde 180 puan ve üzeri alırken; %57,39’u eşit ağırlık puan türünde 180 puan ve üzeri almış.

Sorulara doğru cevap verme dağılım grafiğine baktığımızda, Türkçe ve sosyal bilimler konusunda 2018’e göre geri giderken; matematikte aynı orandayız. Fen kısmında bir ilerleme insanı sevindirse de ortalamada kesinlikle güzel bir resim mevcut değil.

Tablo3 ve Tablo4’ü biraz inceleyip, yukarıdaki rakamları da bir kenara yazdıktan sonra söyleyebilirim ki, bu yıl yaklaşık 1 milyon açık kontenjan var. %50’si 4 ve üzeri senelik, kalanı da 2 ve 3 yıllık bölümler. 180 puanı geçen insanların tamamı tercih yapacak ve bunu güzelce yapacak olsa bütün öğrencilerin %72’si üniversiteye yerleşecek demektir. Fakat sizler de biliyorsunuz ki tercih yapmayacaklar, sınava öylesine girenler fazlaca var.

Kısacası üniversiteye girmek istiyorsanız ve ne olacağı sizin için önemli değilse yaklaşık %80 ihtimalle -180 puan ve üzeri iseniz- bir bölüme yerleşebilirsiniz.

EBEVEYNLER VE TERCİH SÜRECİ

Ülkemizde en yüksek oranda gözlemlenen tercih dönemi durumlarından birisi çocuğa aile baskısının yapılmasıdır. Aileler hiçbir zaman bir baskı yaptıklarını kabul etmeseler de çocuğa sürekli bir şekilde aynı mesleği önermek psikolojik bir baskıdan başka bir şey değildir. Tabi ki ebeveyn olarak çocuğunuza bir meslek önerisinde bulunacaksınız ancak benim bahsettiğim şey aynı mesleği öne sürmek.

“Doktorluk da okumayacaksan ne bileyim, sen bilirsin…”

Ebeveynler

Size bir soru sormak istiyorum. İş hayatınızda mutlu musunuz? Her sabah işe işkenceye gider gibi mi gidiyorsunuz? Yoksa insanlara gülümseyerek günaydın demeye enerjiniz oluyor mu? Gençliğinize dönseydiniz neleri değiştirirdiniz? Okumadıysanız okumayı tercih eder miydiniz? Okuduysanız daha fazla çalışıp daha iyi bir üniversiteye mi gidersiniz? Belki de bölümünüzü değiştirirdiniz. Mutlu olmak için nelerden vazgeçerdiniz?

Eğer mutluysanız, muhtemelen çocuğunuza bir baskıda bulunan kişilerden değilsiniz diye tahmin ediyorum. Çünkü yapılan baskı aslında kendinizin çektiğiniz çileyi çocuğunuzun çekmesini de istemediğiniz için ortaya çıkan bir yardım yöntemi. Onun kötülüğünü istiyor filan değilsiniz. Siz sadece ondan daha büyüksünüz ve ona rehberlik yapmak istiyorsunuz. Edindiğiniz tecrübeleri onunla paylaşmak ve işe yaramaz bir meslek sahibi olmasına engel olmak istiyorsunuz. Anlıyorum. Fakat katılmıyorum sizlere.

Muhtemelen siz ebeveynler kadar bir hayat tecrübem olmayabilir henüz. Ancak onlarca, yüzlerce okuyan ve okumayan insanla karşılaştım. Aralarında mutluları da vardı, mutsuzları da vardı. Fakat içlerinden doktorluk, mühendislik ya da hukuk okuyanlar mutlu, kalanları mutsuz diye bir oran yoktu kesinlikle.

Dilediğiniz istatistik sitesini açıp bakabilirsiniz. Ama onlarca istatistikten ziyade en güzel istatistik sizin bilinçaltınızda yatıyor. Çünkü siz de aslında o insanları gördünüz. Hastalarına somurtan ya da neşeyle yaklaşan doktorlar gördünüz. Binası yıkılan inşaat mühendisleri, ödül alan tasarımlar ortaya koyan mimarlar gördünüz. Karanlık işlere bulaşmış avukatlar, adalet için hayatını hiçe sayan hakimler gördünüz. Biraz o gördüğünüz insanları düşünmenizi istiyorum sizden. Onların arasında, mutlu olanların ortak yanı neydi sizce? Okumuş olmaları mı? Önemli yerlerde olmaları mı?

Yoksa her şeyden farklı bir şekilde, sizin de aslında bildiğiniz gibi sevdiği mesleği yapmaları mı? Bu ülkede çöpçülerin de heykeli dikildi, futbolcunun da yazarların ve şairlerin de. Mesleklerini aşk ile tutkuyla yapan insanlardı onlar. Onlar mesleklerine kendilerini verdikçe, meslekleri de onlara bir şeyler kazandırdı. Karşılıklı gelişti ve mutlulukla yaşamlarını sürdürdüler.

MUTLULUK KARIN DOYURMAZ

Mutluluk karın doyurmaz söyle mi de bütün bu sözlere karşı söylenen en genel cümledir. Söyleyenler genelde hayatın koşuşturması içinde kaybolmuş olan, işinde mutlu olmayan -para kazanamayan demiyorum, mutlu olmayan diyorum- ve başka bir hayatı arzulayan insanlardır.

Çok fazla konuyu uzatmak istemiyorum. Çünkü konu oldukça net; mutluluk karın doyurur. İnsan bir masa dolusu yemekle de mutlu olur, bir kuru ekmekle de. Şaşalı uçaklar, gemiler, yatlarla dünyayı gezen de mutludur, tren garında uyuyan gezgin de. Mesele kesinlikle fazla para kazanmak olmamalıdır. İnsan işini seçerken sadece mutlu olmaya odaklanmalıdır. Para da sizi mutlu edecek miktarda elbet gelecektir.

Ama sizi mutlu edecek şeyleri net bir şekilde fark etmezseniz, günde değil 100 bin; yüz milyon lira da kazansanız az kalacak ve hayatınızı ziyan edeceksinizdir.

TERCİH REHBERİ

Bütün bu kelimelerden sonra zannediyorum ki nasıl bir tercih rehberi ortaya koyacağımı anladınız. Çocuğunuza sadece gerçekten severek yapacağı şeyi bulmasında yardımcı olun. Bir bölüm ismi dayatmayın. Bir üniversiteye ya da şehre zorlamayın. Ona sadece akıl hocalığı yapın. Yönlendirmeyin; ışık tutun.

Merak ettiği bir mesleği yapan insanları bulup onlarla konuşturun ama dikkat edin, mesleği gerçekleriyle anlatan birisi olmalı. Birisi doktorluğu insanların kahrını çekiyorsun, değmez diye açıklayabilir. Fakat başka birisi insanların sağlığına kavuşmasına yardımcı olmak büyük bir haz ve mutluluk diyebilir. Çocuklarınızı doğru insanlarla konuşturun.

O bölümünü seçtikten sonra kesinlikle üniversite dayatmayın!

“Boğaziçi olmazsa, olmaz!”

Aynı Ebeveynler

İnternetin olduğu bir dünyada bilgi okulda, hocada değil. Bilgi aramasını bilenin önünde. En imkansız insan dahi yirmi yıl öncesine göre çok büyük imkanlara sahip. Bu sebeple A üniversitesi B üniversitesi önemli değildir.

Ancak bir ebeveyn olarak tabi ki çocuğunuzu şehirsel olarak yönlendirin. Bu yönlendirme okul ya da şehir kalitesi bakımından değil, kendi bütçeniz bakımından olsun. İl dışına çocuğunuzu göndermek için yeterli bütçeniz yoksa onu oralarda perişan etmenin manası yok. Dürüst bir şekilde bunu onunla paylaşın. Ondan hayatını şekillendireceği bir bölüm seçip okumasını istiyorsunuz ancak ailevi zorlukları açıkça konuşamıyor musunuz? Yumuşak bir cevap beklemeyin o vakit.

Bir anne, baba, abi ya da abla olarak sizin göreviniz gerçekten çok önemli. Çocuğunuz ne kadar aksini söylese de o sizin desteğinizi istiyor. Onun keşif yolculuğunda yanında olmanızı istiyor. Onun ışığı olmanızı istiyor.

Sizin hata yaptığınız gibi o da hata yapacak. Çünkü ne kadar evirilsek de bu dünyada her bebek yürümeyi aynı şekilde öğrendi ve muhtemelen aynı şekilde öğrenmeye devam edecek.

Deneyecek, düşecek. Deneyecek ve bir yerini yaralayacak. Deneyecek ve yürüyecek…

Keyifli yaşamlar.

1 yorum

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*