Ben Suçlu Değilim: Modern Zamanların Rehabilitasyon İnanışı

Merhaba arkadaşlar,

Bugün sizlere bir süredir çevremde gözlemlediğim olayınlardan yaptığım çıkarımımı anlatmaya çalışacağım. Ülkemizin ve dünyanın son zamanlarda -ki bu son zamanlar aslında oldukça geçmişe dayanıyor- içinde bulunduğu kötü durumlar, kötü durumda olmayan insanlarda doğal olarak bazı davranışsal ve düşünsel değişikliğe doğru itti, itmeye devam ediyor. En yalın haliyle dile getirmek gerekirse bu eğilim şu üç kelime grubunun oluşturduğu cümle ile tarif edilebilir:

Ben Suçlu Değilim…

Bir süre önce kitapçılarda dolaşırken gözümü çok satanlar listesine dikmeye başladım. Hususi olarak birden yirmiye ya da kaça kadar gidiyorsa kitapları takibe aldım. Okumak için değil, sadece ne anlattıklarını anlamak için yaptım bunu. Ortamdaki siyasi ve politik durumlardan etkilenen çok satanlar listesinde belirli bir süre sonra kalıba girmiş bir profil gözlemledim. Sizlerden de ricam bir alışveriş merkezini gezerken içindeki kitapçıya girip bunu kontrol etmeniz.

Gözlemimi desteklemek için olayları farklı insanların gözünden anlatan, farklı haber sitelerini takip ettim. Bu takibe yerli ve yabancı haber kaynaklarını da dahil etmeyi unutmadım.

İnsanlar arasında dönen muhabbetlere farklı bir açıyla yaklaştım. Sürekli aynı konudan konuşan insanların sohbetlerindeki değişime tanıklık ettim. Hepsi ama hepsi size az önce söylediğim üç kelimeyi destekliyordu en nihayetinde; ben suçlu değilim.

Bu ne demekti? Kısaca, basitçe ve çok uzatmadan direk anlatacağım. Bu kelimeler aslında diyor ki; ortada işlenen bir suç var. Geçmişte de vardı, yüzyıllardır var. Bu suç sebebiyle ben kendimi çok kötü hissediyorum. Bazı insanların canı haksız yere yanıyor, biliyorum. Ancak elimden bir şey gelmez, suçlu da ben değilim.

Modern Zamanların Rehabilitasyon İnanışı

İşte günümüzün, modernliğin zirvesine oynadığımız şu zamanların inanışı bu yönde. Birisiyle konuşuyorum ve bana Avrupalı insanların orta çağda yaptığı vahşetleri anlatıyorlar. Bir diğeri günümüzdeki savaşlarda can veren insanlar için kendi ülkesi hariç herkesi suçluyor. Farklı düşünen bir vatandaş kendi ülkesi de dahil herkesi suçluyor. Yabancılar da belki (ki yüksek ihtimalle) bizi suçluyor. Ama kimse kalkıp da demiyor ki, suçlu benim. 

Herkesin ağzında aynı rehabilitasyon inanışı; suçlu o!

Bu şekilde vicdanımızı rahatlatıyoruz. Çünkü ne kadar suçlunun onlar olduğunu söylesek de aslında hepimiz gerçeği biliyoruz. Aynen haksızlığını fark edince bağırıp çağıran, üste çıkan insanlar gibi biz de beynimizle kalbimize bağırıyoruz. Suçlunun o olduğunu, bizim hiç bir şey yapamayacağımızı, aslında sadece ufak bir vatandaş olduğumuzu söylüyoruz. Sonra bir kitap alıyoruz ve okuyup kendimizle aynı düşünceye sahip insanlar olduğunu fark ediyoruz. Bu da tezimizi güçlendiriyor.

Bak koskoca yazar da aynen böyle demiş, demek ki doğru düşünüyorum…

Akşam eve gidince televizyonu açıyoruz, haberleri izliyoruz. Haberler suçtan çok suçlu gösteriyor. Hangi kanalı açarsanız açın suçlu kesinlikle siz olumuyorsunuz, bu yüzden gece rahat uyuyorsunuz. Belki de bedeniniz sizden daha dürüst olduğu için sabah huzursuz kalkıyorsunuz ve rehabilitasyon yeniden başlıyor; ben suçlu değilim.

Kim ‘O’ Suçlu?

Gelelim benim önerdiğim asıl rehabilitasyona.

Hani filmlerde, kitaplarda sürekli örnek verilen bir olgu vardı: Karakter kötü bir tecrübe yaşar, terk edilir, dost kazığı yer ya da sevdiği birisi ölür. Günlerce haftalarca bunu unutamaz. Hayatına devam edemez. Unutmak ister fakat başaramaz. Sonra biri çıkar ve der ki; unutma, kabullen. Hatta özel güçleri ortaya çıkan insanlar için de vardır bu tabir; içindeki gücü kabul edip, ona bir uzuvunmuş gibi davranmalısın.

Ben size aynı şeyi öneriyorum. Bir insan olarak içimizde sonsuz güç barındırıyoruz. Yeterli imkan, zaman ve potansiyel ile yapamayacağımız iş yok. Ancak bizi engelleyen tek duvar arkasına sığındığımız bu modern zamanların rehabilitasyon inanışı. Suçlu ben değilim, demeyin. Çünkü suçlu sizsiniz. Suçlu benim ve sizlersiniz. Bu yazıyı okuyan ya da okumayan herkes suçlu. Bu dünyada nefes alan ve bir bilince sahip olan herkes suçlu.

Öncelikle bunu kabul etmeliyiz. Geçmişte de biz suçluyduk, bugün de biz suçluyuz, yarın da biz suçlu olacağız. Suçluluğumuz hiç bitmeyecek; ta ki ortada suç kalmayana kadar.

Suç’a Karşı

Biz suçluluğumuzu kabullendikten sonra yapılacak olay çok basit. Suç ile savaşmak. Ancak beni kesinlikle yanlış anlamayın; savaşmak her insan için kılıçla, silahla, uçakla ya da bombayla olmaz. Savaşmak insanlar için Allah’ın (ya da inandığınız değerlere göre Yaratıcı’nın), o insana bahşettiği yetenekler ile olur.

Mühendis ise inşa etmeli (yapıları, makineleri, sistemleri vb.), doktorsa iyileştirmeli, ressamsa çizmeli ya da temizlikçiyse temizlemeli. Bu dünyanın iyi olmaya ihtiyacı vardır ve büyük, küçük fark etmeksizin her insanın bu iyi oluşta bir rolü vardır. Siz rolünüzü iyi yaparsanız bana göre suç ile savaşmış olursunuz. Çünkü önünüzde durup, size silah doğrultana zarar vermeniz nehrin akışındaki bir miktar suyu nehirden almanız oluyor. Fakat bizim nehrin kaynağını kurutmaya ihtiyacımız var.

Bu sebeple yaptığımız işi bu düşünce yapısıyla yapmalıyız. Sizin temizlediğiniz ev, benim çizdiğim bina, onun iyi ettiği insan binlerce kilometredeki suç ile ilgili gözükmeyebilir. Ancak kader oldukça gizemli bir yapıdır. Attığımız adım, nefesimizi verdiğimiz yön ya da durup düşündüğümüz an milyonların kaderini etkiler. Bu yüzden sadece işimizi yapalım. Ama işimizi suçla savaşma güdüyse yapalım. Bilelim ki oradaki suçun sebebi bizim yeterince iyi olmayışımız. O halde daha da iyi olalım, gelişelim ve geliştirelim.

İnsan olmak gerçek manada çalışmak ile alakalıdır. İnsan boş boş oturmak için gelmemiştir dünyaya; gelişmek ve geliştirmek için gelmiştir. Ne zaman ki, gelişip, geliştirmekten vaz geçtik, suç o zaman başladı. Eğer herkes gelişip, geliştirirse inanının suç ortadan kalkar.

Yani ben suçluyum ve bunun bilincinde olarak insanlık için sürekli çalışıyorum. Elimde silah olmasa da biliyorum; en büyük savaşçılardan birisiyim.

Keyifli yaşamlar,

 

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*