Öğrenci Midir Okuyan, Öğretmen Midir Okutan?

Selam arkadaşlar,

Üniversitedenin son sınıfının ilk dönemini bitirdiğim şu zamanlarda kafamda gerçekten de çoğu kişinin ağzında farkında olmadan döndürdüğü bir düşünce var. Mezun olur muyuz? Mezun oldurul muyuz? Yani en açık tabiri ile o notu sen mi aldın, hoca mı verdi?

Hani bir metafor vardır; “Düşükse hoca verdi yüksekse ben aldım.”. Çoğu insan bu mantıkla gider. Belki haklıdırlar. Bazı insanlar da olayı değiştirirler biraz; “Kötü de olsa iyi de olsa ben aldım.”. Ancak bazıları da olayı tamamen tersine çevirir ve der ki; “İyi de olsa kötü de olsa hoca verdi.”.

Bu son iki tanesini söyleyebilmek insan için zordur. Belki ikincisi yani her şekilde kendisinin sebep olduğunu düşünen kitlenin işi daha zordur. Lakin benim diyeceğim üçüncüsü. Yani biz öğrenciler olarak aslında birer piyonuz. Hocalar da hangi piyonun yem olacağına, hangi piyonun vezirlik yolunda gideceğine karar veren oyuncular. Eğer bir öğrenciyseniz ya da bir zamanlar öğrencilik yaptıysanız bana hak verebilme ihtimaliniz yüksek. Çünkü hayatının bir kesiminde illa ki her öğrenci bunu fark etmiştir.

Okulun koridorlarında bu ders zormuş, şu ders kolaymış konuşmalarından çok; bu öğretmen kolay, bu öğretmen zor konuşmaları yaşanıyorsa kimse diyemez ki dersi geçmek hocaya bağlı değil.

Kendimden örnek vermek isterim. Bu durumu fark etmemi sağlayacak iki farklı olayı anlatacağım.

Endüstri mühendisliği kazanıp, hazırlığı geçip (ki bütünlemede geçebildim), birinci dönemime başladığımda matematik, fizik gibi ana bilim dersleri almaya başladım. Her ne kadar sayısal çıkışlı olsam da hiç bir zaman bu ana bilim derslerinin iki üç adımlarından sonrasını beceremedim. Aynılarının burada da olacağını biliyordum.Yani vizeye kadar ki alanlar tamam, sonrası zor. Ki dediğim gibi de oldu, vizeye kadar kolaydı ve anlaşılırdı; yüksek almıştım. Ancak sonraki konular beni benden alır cinstendi, bocaladım. O yıl matematik dersine giren hocamız da acayip iyi bir adamdı, saolsun. Final sorularının yarısını defterden sordu, bir kaçını da kolayca sordu. Son derste çözdüğü örneklerden filan sordu ve rahatlıkla geçtim. Şimdi diyebilirsiniz deftere çalışılmış sonuçta, öğrenci etkisi. Değil.

Bizden sonraki gelen dönemler, yani biz ikinci sınıfa geçtiğimizde birinci sınıfa başlayan talihsiz arkadaşlarımız ne yazık ki aynı hocayı göremediler. Bizim birinci sınıfın ikinci döneminde o hocamız siz son mühendislik öğrencilerimsiniz dedi ve gitti. Bizim bölüme gelen matematik anlamında son anlayışlı hocaydı. Bizden sonraki dönem, bizden çok çalışmasına rağmen ya geçemedi ya da bizden düşük notla geçti.

Şimdi sorarım size, iş çoğunlukla öğrencide mi bitmiş yoksa öğretmende mi? Buna benzer onlarca örnek de siz söyleyebilirsiniz, biliyorum.

Bu örnekte ben şanslı taraftayım. Bir de şanssız tarafta olarak yine matematiğin bir alanından başım hala belada. Diferansiyel denklemler diye bir ders var, bilenler bilir. Bilmeyenlere de anlatabilecek değilim çünkü hala ne olduğunu anlayabilmiş değilim. Bazı arkadaşlar yaz okulunda o dersi alarak bizim dönemin çalıştığından çok çok daha az çalışarak geçti. Hem de yüksek notla. Ben yapamayacağımı bildiğim için ilk seferinde çalışmamıştım ancak çalışan arkadaşlarımın haftalarca çalıştığını bilirim. Buna rağmen şartlı filan geçtiler. Ben de sonraki yıllarda fazlaca çalıştım. Ancak geçme oranı %20-30 olan bir derste de sorunların tamamı öğrencide değildir.

Yine soruyorum size, dersin geçilebilmesi kimin kararı? Bunun gibi mesleki ya da ana bilim dersi fark etmeksizin onlarca örnek sunabilirim sizlere. Aynı dersi başka hocadan alıyoruz diye yüksek geçtiğimiz ya da tam tersi olan durumlar sürekli başımıza geliyor. Ama gelip transkripte bakıyorsunuz, hepsi aynı ders sayılıyor.

Kişisel olarak çok zaman bu durumdan karlı çıkan tarafta olsam da bir kere zararlı çıkan tarafta kaldım. Karlı olmama rağmen gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki aldığım notların tamamını hocalarım verdi. Çünkü bu sistem hocanın inisiyatifine oldukça bağımlı bir sistem. Birilerinin hocalara öğrencilerin kendi derslerinden zor geçmesinin onların bir başarı oranlarını arttırmadığını, aksine düşürdüğünü anlatması gerekli. Tamam bir şey bilmeyeni geçirmeyin ancak çalışanı da göz ardı etmeyin.

Yazıyı lisedeki bir hocamın beğendiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum. Belki başkasının sözüdür ancak ben ilk defa hocamdan duymuştum: dersi dinlemeyen öğrenci yoktur, dinletemeyen öğretmen vardır.

Saygılarımla,

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*